The Duke Of Edinburgh ödül  programı kapsamında macera ve keşif kampına 25,26,27 Mayıs tarihlerinde gidilmiştir.

Farklı gruplardaki öğrencilerimizin düşüncelerini aşağıda bulabilirsiniz.

Birce SAÇAK yazısı

Biz Pembe Flamingolar grubu olarak The Duke Of Edinburgh ödül programına katıldık. Bu program kapsamında 4 ay boyunca sürdürdüğümüz etkinliklerin sonunda ise macera ve keşif kampına 25,26,27 Mayıs tarihlerinde katıldık. Bu kamp Eskişehir’in Yenisofça Mevki’inde gerçekleşti. 1 gece çadırda konakladık ve 15 kg civarında çantalar taşıdık. Yaklaşık 19 km’lik bir rotamız varken sapmalar yaşadık ve bu sapmalar bizim 2 km daha fazla yürümemize neden oldu.

Bu süreç boyunca hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak çok zorlandık fakat böyle durumlarda birbirimize hep destek olduk.Hava koşullarının çok düzensiz olması, anlık yağmurların ve fazla sıcakların bizi etkilemesi dışında bizler için çok güzel bir deneyim oldu, yeni arkadaşlıklar edindik, güzel anılar biriktirdik. Hem yürüyüp
hem de kendi belirlediğimiz amaçlar doğrultusunda yaptığımız amaçlı aktiviteler bizim daha verimli zaman geçirmemizi sağladı. Biz Eskişehir’in Yenisofça Mevki’ndeki yeryüzü şekillerini incelemeyi amaçladık. Dağlarının mı ovalarının mı çoğunlukta olduğunu su kaynaklarının olup olmadığını inceledik. Gitmeden önce bölge hakkında araştırma yapmanızı tavsiye ediyorum.

Birce SAÇAK

Ayşe Alin Erkuş yazısı

Duke Of Edinburgh kampı benim için çok önemli ve güzel bir deneyimdi. Orada her şeyi kendimiz yaptık; kaybolmamak için doğru yönü bulmalıydık dolayısıyla harita okumayı ve pusula kullanmayı öğrendik, hedefimize vaktinde ulaşmak için zamanı da kendimiz ayarlamamız gerekiyordu, böylece zaman kontrolümüz gelişti. Ama en önemlisi bir takım olmayı öğrendim. Herkesin başka başka görevleri olmasına rağmen biz takım olarak hareket edip kendi görevimizin yanında diğer arkadaşlarımıza da görevlerinde destek olduk. Böylece zor koşullarla daha kolay baş ettik.

Kampta bütün ihtiyaçlarımızı kendi başımıza gördüğümüz için sorumluluk almayı, kendimizi idare etmeyi çok iyi öğrendik. Çünkü orada yemek, su dahil her şeyimizi sırtımızda taşıyoruz. Adeta evimizi sırtımızda taşıyorduk. Bazen çok zorlanıyorduk ancak hiçbir zaman pes etmedik. Çünkü bu programa sonunda böyle bir kampın olduğunu bilerek girdik ve kampı bitirmeye oldukça kararlı ve hevesliydik.

Günlük hayatlarımızda hepimiz rahata alıştık. Yemeğimiz önümüze geliyor, rahat yataklarımızda uyuyor ve ulaşımı arabayla sağlıyoruz. Ama kampta kendi yemeklerimizi kendimiz yaptık, uyku tulumu ve çadırda uyuduk, sırtımızda 15 kilo ağırlıkla kendimiz yürüdük.

Bu kampta beni en çok zorlayan şey hava koşulları ve sırtımdaki ağırlık oldu. Ama bu zorluklar bana sabretmeyi ve daha bir sürü şey öğretti. Herkesin böyle bir deneyimi yaşaması gerektiğini düşünüyorum.

Ayşe Alin Erkuş

Ekin Hayal Köseoğlu yazısı

Hazırlanma aşamasındayken ne ile karşılaşacağımız hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. 25 kiloya yakın ağırlıkta çantamızın olacağını söylediklerinde beni ne kadar zorlar kestirememiştim. Zorluyormuş.

25 Mayıs sabahı, öğlene doğru trenimizle Eskişehir’e doğru yolculuğumuza başladık. Gruptan kimse aç değildi o yüzden deneme kampımıza başlamaya karar verdik. Bir kampüsün minik ormanında yarım saate yakın bir yürüyüş gerçekleştirdik ve asıl kamp için biraz kendimizi hazırlamış olduk. Deneme kampı denen olay bitmişti, günün geri kalanını rahat geçirebilirdik.

Önce otelimize gidip odalarımızı ayarlayıp çantalarımızı yerleştirdik. Sırada yemek vardı. Eskişehir’e gelmişken çiğ börek yemeden gitmeyelim dedik. Daha sonra biraz gezdikten ve yağmura yakalandıktan sonra ofis denen yere gittik. Amaçlı aktivitemizi sunduk ve evraklarımızın eksikliklerini kontrol ettik. Akşamın geri kalanı artık oteldeki zamandı. Rahatlığın tadını çıkardık.

Ertesi gün sabah 8 civarlarında otelden çıkışımızı yaptık. Yeniden ofise uğradık. Bu bize biraz zaman kaybettirdi o yüden planlanan saatten daha geç başladık kampımıza.

Otobüsle kamp başlangıç noktasına geldik. Yola çıkmaya hazırlandık. On beşer dakika arayla başlangıç noktasından ayrıldık. Dağ manzarasını arkamıza alarak önce tarlalardan sonra küçük tepelerden sonra da sığ ormanlardan oluşan rotamızı tamamlamak üzere tek sıra halinde yürümeye başladık. Aralarda amaçlı aktivitemizi yapıyorduk. Programımııza uyuyorduk. Hatta biraz daha bile hızlıydık. Bazı molalarımızda başka okuldan katılan öğrencilerle karşılaşıyorduk. Başlangıçta gecikmemize rağmen programımıza uygun bir şekilde günü tamamladık. Kamp alanına gelmiştik. Yorgunlıktan hiçbir şey yapacak halimiz kalmamıştı ama bunun daha çadır kurması vardı. Yağmur iyicene sağnağa dönüşmeden çadırı kurmalıydık. Kurduk. Kampsetimizi hazırlayıp akşam yemeğimizi yemeye koyulduk. Kampın en güzel kısmı oydu galiba. Hafif hafif karanlık çökmeye başlamıştı. Böcek ve kuşarın şarkıları her yanı sarmış, günün yorgunluğunu üzerimizden alıyordu sanki. Yanımızda götürdüğümüz kampın olmazsa olmazlarından marshmallowları plastik çatallarımıza taktık, ateşte yaktık ve keyfini çıkardık. Gece olmuştu. Erken yatmayı planlamıyorduk ama tahmin edileceği üzere karşı koyamadık ve uyuyakaldık.

Ertesi gün kahvaltıları yapıp çadırları topladıktan sonra yola çıkmaya hazırdık. Rota dağlardan başlıyordu. Küçük bir kayboluşla güne başladık. İkici gün de ilk güne benzerdi. Yolumuzun üzerinde bir sürü dere vardı. Yağmur da yağdı. Kısacası ıslak bir gündü. Hayatımda hiç bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum. Rotanın bitişinde bizi alacak olan servisin görüş açımıza girdiğini hatırlıyorum da, yürümeye enerjimiz yokken servise doğru koşuyorduk. Bitmişti. Her yanımız ağrıyordu. Ofise kadar olan yolumuz çok sessizdi. Kimsenin konuşacak hali kalmamıştı. O an ben dahil kime sorsak bir daha yapmak istemiyordu. Ama şu an geriye dönüp baktığımda benim için paha biçilmez bir tecrübe olduğunu anlıyorum. Bu insana azim getiriyor. Tekrar yapmak için kendini motive ediyorsun. Başka bir aktivite bunu yapmazdı. Hem spor yaptık, hem eğlendik, hem öğrendik, hem de büyüdük. İki gün de olsa, kendi ayaklarımızın üzerinde durmak nasıl bir his onu keşfettik.

Ölmeden önce yapmanız gerekenler listesinde birinci sırayı almaya hak kazanan bir aktivite olması gerektiği şüphesiz.

Ekin Hayal Köseoğlu

previous arrow
next arrow
ArrowArrow
Slider