Okulumuzun 11. sınıf öğrencilerimizden İnci Sevi Kaya’nın 24. Felsefe Olimpiyatlarında, Ankara 2.’si ve Türkiye 11.’liği derecesini almasını sağlayan deneme yazısı aşağıdaki gibidir.

Ancak gerçek şudur ki çoğu kötülük, iyi veya kötü olma konusunda asla bir seçim yapmamış insanlar tarafından yapılır.”

-Hannah Arendt

Kesin olarak var olduğumuz kabulünün altında1 dünya üzerinde değer üretebilme yetisine sahip olan tek varlık olduğumuz da bir gerçektir. Hannah Arendt’in “Kötülüğün Sıradanlığı”na şaşırdığı mahkemedeki sanık, atom bombasını Hiroşima’ya atmış ve “Pişman değilim.” diyen pilot ve daha mağarasında2 oturmayı tercih etmiş nice kişiler için söylenecek sözlerden en yerinde olanı Immanual Kant’a aittir. “Aydınlanma kişinin aklını kullanma cesareti göstermesidir.” diyen Alman filozof belki de günümüzün cevabını tartışmaya en çok ihtiyacı olduğu soruya da cevap verir. Bizler iyiyi kötüden ayıracak akla sahipsek nasıl bu kadar tepkisizleştik? Tefekkürün tehlikeli olduğunu söyleyen Kierkegaard haklıysa eğer bu tehlikeyi göze almaya cüret etmedikçe aydınlanamayacağız.

İnsan kendi karar verdiği anda verdiği kararın sonucuyla yüzleşmek zorunda kalır. Eylemin “yeterli nedenini”3 başkasına bağlamak, bir otoriteye kayıtsız, şartsız bağlı kalıp deniz üzümü gibi yapışacak bir kaya bulana kadar aklını kullanıp bulduğu anda düşünmeyi bırakan insan, kendi oluşturduğu “yeterli neden”ler içinde vicdanını susturmayı başarmış olur. Atom bombasını bırakmış pilotun “Ben görevimi yaptım.” cümlesinin altında yatan sıradanlaştırılmış kötülük Hannah Arendt’in iyi veya kötü olma konusunda seçim yapmamış insan tabirine birincil dereceden örnek teşkil eder.

Tepkisizliğin sıradanlaştığı postmodern bu dünyada modern düşünce ve perspektiflerin sorunsallaşmasının yadsınması iyi ve kötü arasında seçim yapma konusunda ne kadar da hevessiz olduğumuzun en acı göstergesidir. Öyleyse Jean Baudrillard’ın tanımladığı simülasyonda olmayı memnuniyetle tercih edecek bir toplumla karşı karşıyayız. Kötülük yaptığının farkında olmamayı, yapmamaya tercih edebilecek ve etik olarak kötü olanın neden iyi olmadığı yönündeki gerekçeleri görmemenin onu iyi yapacağına inanabilecek bir insan aslında Platon’un Devlet’inin 4.kitabında  bahsettiği gibi en kötüsünü yapandır. Asıl ifade ile ‘Abusus Optimi Pessimi’ yani “En kötüsü iyinin istismarıdır.” diyen Platon günümüzde yaptığı kötülüğü iyiye yamamaya çalışanların, sıradanlaştırarak, yaptığı eylemi iyi gibi göstermeye gayret etmişlerin bu değerli ve hassas havramı istismar ettiklerini ve bu nedenle asıl en kötüyü yapmış olduklarını söyler.

Tüm bu devinimi başlatan yargıyı tekrar önümüze koyarsak ve kötülük yapmışların iyi ve kötü arasında seçim yapmamışlar olduğunu düşünürsek keşke sıradanlaşan iyilik olsaydı demekten, tüm tesadüflerin iyi sonuçlanmasını dilemekten öte belki de yapılması gereken tek şey düşünmektir.

Dipnotlar:

1-“Düşünüyorum öyleyse varım.” Diyen Descartes’e gönderme yapılmaktadır.

2-Burada Platon’un mağara alegorisine gönderme yapılmaktadır.

3-Bütün olumsal gerçeklerin bağlı olduğu Leibinizci ilke.